5 Nisan 2008 Cumartesi

CAN DÜNDAR ....

Evlilik, inanmadigim halde icerisinde 17 seneyi bitirdigim bir kurum benim icin..
17 senede (abartmiyorum) 40 cift arkadasimin son verdigi kurum ayni zamanda da...
Evliligimin bu kadar uzun surmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geciyor.
Evliligi toplumun dayattigi sekilde yasamamaktan...
Nedir bu dayatmalar?
Erkegin muhakkak kadindan yasca buyuk olmasi
,Egitim seviyesinin erkegin lehine yada en azindan esit olmasi bunlarin sadece ikisi...
Olmaz, yurumez diyor toplum...
Erkek yasca buyuk olmali ki, kadina 'hot' dediginde oturmali kadin...
Yada yumusatiyorlar;
-Efendim kadin erkekten once coktugu icin (hani dogum falan) kucuk olmaliymis yasi...
Egitimde de boyle.. Kadinin cok okumusu bilmis olurmus, evde kalmakmis layigi....
ESIM BENDEN 2 YAS BUYUK; ne 'hot' dememe gerek kaldi 17 senede, ne de benden once coktu...
Yillar icinde ben yaslandikca o genclesti,

-'Ooo Can bey kapmisiniz citiri' esprilerine muhatap dahi oldum.
ESIM 3 UNIVERSITE BITIRDI; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..

Ne o bana bilmislik tasladi, ne ben ona ezik baktim...
Kulaga gelen muzik tekse de, onu olusturan notalar farklidir der Halil Cibran...
Bunu unutmadik biz.
Ben konusurken o dinledi,ben dinlerken o konustu 17 sene.
O ofkeliyken ben, ben ofkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,ofke bitip firtina duruldugunda "ama bi de boyle dusun" de dedik fikrimizi savunurken..
Farkli insanlar olarak gormedik birbirimizi, ayni amac icin savasan neferlerdik bu hayatta...
Asla bilmedik ne kadar para kazandigimizi, ortak cuzdanimizdan gerektigi kadar aldik..
Ne kadar calarsa calsin masanin ustunde telefon , kim bu saatte arayan karsi cins diye sorgulamadik da ama...Sevginin en buyuk dostuydu bizim icin 'guven'... ve guvenin ardina saklanmis bir 'saygi' vardi daima...
Ne kavgalar, ne badireler atlattik 17 senede...
Eee ulkeler neler gordu, biz cekirdek aile mi sutliman yasayacaktik...
Bir gun oyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamin disinda yattim bi gece, misafir odasinda...
Gece yarisi kapi acildi esim;-'Ne yapiyosun burda?' diye sordu kapinin esiginden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasini almisti elinde yastikla...
'kay yana' dedi daracik yatakta. 'ne yapiyosun?' dedigimde 'benim yerim senin yanin, sen gelmezsen ben gelirim' dedi...
Anladim ki o gece, en uzun kavgamiz yat saatine kadar surecek...
Ve bence dogrusu da bu...
Ozen gosterdik o gunden sonra, evin heryerinde kavga ettik, yatak odamiz haric..
Kirsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadik birbirimize...

Toplum kurallariyla oynasaydik bu oyunu belki de 41 inci cift olacaktik o listede... Ama oyunun kurallarini biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu,oynanan...
Evlilik; hesapsiz icine dalinmasi gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarini tikayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sozlerimizle...Sadece gonlunuzden gectigince...
Dedigi gibi Ataol Behramoglu'nun;'...
Yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var: Yasadin mi buyuk yasayacaksin, irmaklara, goge, butun evrene karisircasina. Cunku omurdedigimiz sey, hayata sunulmus bir armagandir. Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana...



CAN DUNDAR

2 Nisan 2008 Çarşamba

1 nisanın tarihçesi !!!

1 Nisanın tarihçesi;

15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır.
Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.

Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir.
Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır.
Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan1 Nisan'lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır.


Saygı ve selamlar...




notçuk : böyle bi mail aldım bugün çok etkilendim hoşuma gitti 1 nisan şakası yapmayan we yapanlardan da hiç haz etmeyen ben iyi bişi yaptıımı farkettim , mutlu oldum bi :)
insanlar tarihlerini iyi araştırmalı die düşünüorum baksanıza nerden ne çıkacağı belli olmuo bazen ...

31 Mart 2008 Pazartesi

..... !!!!!


Konuştun konuştun…
Benim için en ağrından senin için en kibarından
Biliyor musun…
O an yanlış anladığımı zannetmek istedim
Yetmedi belli bir süre sonra zaman dursun istedim
Kelimelerinin ağırlığını yüreğimde daha fazla hissetmeden
Uzaklaşmak istedim
Oysa ki ben bugüne kadar hep yaklaşmak istemiştim sana
Olup biterken her şey...
Benim çok söyleyeceklerim vardı
Fakat…
Ne fark ederdi ki seninkilerden sonra !
Yine de ben benim yaa..
içimde tutamadan bir çırpıda söylemeliydim hislerimi
Konuştum konuştum …
Amaçsız belki de manasız.
Senin sabır diye uyardığın
Benimse beklemeye tahammül edemediğim...
Gelgitli denizime attım kendimi
Ama yüzemedim ki ben..
Kabul etmek istemedim dediklerini
Duymamak için çarptım yüreğimin kapılarını
En sertinden sana doğru
Ama anlamadın ki sen anlamını bunun
Gürültü zannettin geçtin yüreğimin o sarsıntısını
Hissetmeden geçtin…
Her şey oldu bitiyor bir anda
Yüreğimin seninle dolu tarafı aktı gitti acıyla
Paylaşmak istedim içimi
Çünkü benim seni senden baksa paylaşacağım
Bir SENIM daha yoktu ne yazık ki…
notçuk : yazının sahibine saygılarımla ... bizzat şahsıma yazıldığı iddia edilen bu yazı sahibi tarafından önüme sunulduğunda her ne kadar inanmak istemesemde ... hissetmek ayrı bi duygu , hislerine karşılık weremediğim çok ama çok üsgünüm .
Rüyalar gerçeğe dönüşemez ama
Gerçekler yaşanabilir.
Umdukların gerçek olmayabilir ama
Yaşayacakların olabilir.
Yaşadıkların geçmiş olabilir ama
Geçmişi yaşamasaydın bugün burada olmazdın!

günün birinde bi çiçek ...

Günün birinde bir Çiçek’le Su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri,tabii zaman lazımdır birbirlerini tanımaları için.
Gel zaman,git zaman Çiçek o kadar mutlu olur ki,mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, Su’ya aşık olmuştur.
ilk kez aşık olan çiçek,etrafa kokular saçar, “sırf senin hatırın için,ey su…”diyerek.
Öyle bir zaman gelir ki,artık Su’da hisseder aşkı içinde.
İkisi de ilk kez aşık oluyorlardır.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek ”acaba Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.Çünkü su pek ilgilenmez Çiçek’le.Halbuki Çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye,dayanamayacak durum gelir.Çiçek “seni seviyorum” der.Su “ben de seni seviyorum” der.Aradan zaman geçer ve Çiçek yine “Su,seni seviyorum” der.
Su yine aynı yanıtı verir Çiçek’e,”ben’de…” der.Çiçek sabırlıdır.Bekler,bekler,bekler…

Artık öyle bir duruma gelir ki,Çiçek etrafa koku saçamaz olur ve son kez Su’ya “seni seviyorum” der. Su’da “söyledim ya ,ben de seni seviyorum” der.
Çiçek en sonunda yataklara düşer,hastalanmıştır.Rengi solmuş,çehresi sararmış Çiçeğin.Su’da başında bekler,yardımcı olmak için sevdiğine…
Bellidir ki,artık Çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek Su’ya der ki:”seni ben,gerçekten seviyorum”.
Bu durum karşısında hüzünlenir Su ve son çare olarak bir doktor çağırır.Doktor gelir ve muayene eder çiçeği.
Doktor: ”hastanın durumu ümitsiz artık,yapabileceğimiz bir şey kalmamış.
”Su merak eder ‘sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir?’diye sorar doktora.Doktor,şöyle bir bakar Su’ya ve der ki: “çiçeğin bi hastalığı yok dostum…Bu çiçek sadece susuz kalmış,ölümü onun için…”der.
Ve anlamıştır artık Su,sevgiliye sadece “seni seviyorum” demek yetmemektedir....

15 Mart 2008 Cumartesi


hadi hepimis aşık olalımm :))))

herşeyin bi anlamı warmışşş ...

Alyansı neden dördüncü parmağımıza takmalıyız?Bunun, Çinliler' in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var...

Başparmak, anne-babanızı, İşaret parmağı , kardeşlerinizi, Orta parmak, sizi, Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı , Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin. Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın... Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız. Başparmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın.Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız. Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir arada yaşarlar... İyi günde ve kötü günde...

28 Şubat 2008 Perşembe

artık hissetmiorum !!



kalbi, sewgiyi, teni, sıcaklığı ...

akla ne gelebilirse işte ... hissetmiorum artık. bende taşan sewgilerden eser kalmadı ! bırakmadılar . Birine bişiler hissetmek ne kadar güsel di halbuki ...

inanmak.. yanında olduğunu bilmek ..
ama o kadar çok yalan sölediler ki hayatımda herşey dediğim kişiyi bile sildim. istemedim hiç ama yaptım çektiim acı anlatılmas, anlatamam ki artık bahsedemem ondan canımı yakar yine her sözü.
canım yansın istemiorum artık ama her gün görüorum onu unuttum diorum hep ama ben bile inanmıorum kendi sözüme!!
bakmıorum ondan tarafa hiç görmemeslikten geliorum ama bi yerlerden kokusu gelio burnuma. hiç deişmemiş ben nerde bıraktıysam orda hala diorum ...
ama öyle dil işte!! aynı yer aynı insan söz konusu diil artık !!
bana hala aynı gözlerle bakıo diorum eli hala aynı dokunuo... bana 'seni hala sewiorum ama inanamam artık hep aklımda kalır bana yaptıkların unutamam ...'
su olmak istiorum.. en önemli yerime benimde buz düşsün istiorum ben de taşıım ben de saçıyım sewgimi her yere.. olmuo artık kimseyi onun kadar sewemiorum, sewmek istiorum belkide sewiorum... ama onlar hiç ona bensemio. sewgimi her kime wersem hoyratça kullanıo.
canımın yandığını görmek bu kadarmı zor :(

26 Şubat 2008 Salı

merak etmiorum ...

uzun zamandır yoktum bırakın yazmaı düşünmeye bile zamanım we dahası isteim yoktu ...
dışarısı güsel olmaya başladı yha artık içim kıpırmaya hiiiçç okula gitmek istememeye başladı. e malum 2. dönemde başladı haırlısıyla maçlarda spor salonunda sezonda ... söylediim herşey birer birer çalmaya başladı kapımı. bukadar şeyin arasında beni etkileyen tek şey war herşeyiyle bana özel olan. 4 gün önce eskişehirde olup 2 gün önce giden! aklımı we kalbimi de beraberinde götüren .
aslında herşeyi merak ediorum ...
nerde ne yapıyor hangi saatte kalkıp hangi saate yatıyor bi dawranışı sergilediinde ne anlatmaya çalışıyor... sorular bölesine uzaıp gider ama gel gör ki ben bunları sorgulamıorum artık ..
insanların arkamdan iş çewirip beni kandırmalarını o kadar benimsemişim ki(!) birileri bana sewdigisini dile getirsede inanmıorum.
hemde hiç kimseye!!
istedii her şeyi yapabilir, istedii herkesi karşısına alabilir ama ben aslında ben diiil kalbim inanmayı her şekilde reddedio.
susuyorum artık. sorgulamıorum kimseyi... gittinde nereye gidiosun die sormuorum,nie aramıosun, nie haber wermiosun, kimle görüşüosun neden görüşüosun amacın ne die sormuorum...
o kadar boş gelio ki bu sorular.
hayatta uğraşılabilesi daha bir sürü şey warken ...
resim koymak istedim bu post'a ama bulamadım şu anki ruh halimi yansıtıcak bi resim.hawalar ısındı dışarısı yine cıwıl cıwıl güneşi bu haliyle görmek o kadar güsel ki :)
ne gerek war içinde olduun yaşamın tadına çıkarmaktansa herşei kafana takmaya .. dimi .
notçukk : benim bu günü yaşamama,beni ben olmama yardım eden hayatımda artık olamayan herkes we halen warlıını sürdüren bitaneciklerime çook teşekkür ediorum :):):)

14 Şubat 2008 Perşembe

ayyyyyy.....

bütün şanşlar bisimle olsun inşalahhh :) :)
ay hawalar hala buz gibi bide yetmesmiş gibi bi soğuk hawa dalgasının geliceni bangır bangır bağırıo telewizyonlar!! ben hala hastaım !! ama bu hawada ne mümkün ki düzelmekk...

zaten bide stres war, okullar açılıcak harçlar kayıtlar... maç sezonu başlıcak hadi kalk bu hawada hasta hasta antremana git hopla zıpla bide üstüne top gelsin bayıl sonra :)

öğrenciler okullara gelicek spor salonunda da sezon açılıcak hadi bide o ... sonra wizeler finaller... ohoooo... ne çok işim warmış benimde haberim yokmuş ... ama şikayet etmiorum Allah'a şükür elimis ayağımıs tutuoda bu tür tatlı dertlere sahip olabilioruz. her uyandıım sabaha minnet duyuyorum, aldıım her nefes, hissedebildiim her rüzgar hayata daha çok bağlanmamı sağlıo...

inanıorum hiç bişi göründüğü gibi zor diil ...

bu aralar en çok zorlandıım şey zaten düz yolda yürümek ;) başım çok dönüyorda...

boğazım geçti , artık burnumda ağrımıo :) arada bi sadece midem bulanıo, bide bu sabah başım dönmeye başladı !!! buda bi garip hastalık herkeste war bu aralar ...
bende sewgililer gününde neden bahsediorum ...
eeeh malumunuz güsel bi gün olmalıydı geçirmiş olduğumus gün anlamına uygun oldumu olmadımı farketmemeli ha sewgiliyle ha sewgilisiz ...
böylede kendi kandırıp motiwe ederim :) :) :)
ama genel anlamında düşünürsek eğer işin içinde sewgi warsa kutladığımıs bütün özel günlerin aslında o kadar da çoooookkk önemli olmadığını görüces !!
çünkü sewgi hergün aynıdır we her zaman aynı değerde gösterilir sewilene...
notçuk : tüm sewgilerin, değerlerin, mutluluk we huzurun sadece özel diil her gün bisimle olması dileklerimle :)

7 Şubat 2008 Perşembe

gerçek aşŞşkk ...

Yanlış anlaşılmak kat-a istemem amacım gerçek aşkın tanımını falan yapmak değil ki yapamam zaten ...

ama kafamızı karıştıran, kalbimizi yerinden çıkarırcasına attıran, dünyayı toz pembe yapan, önümüzdeki yolları kısaltan bişi gibi gelior bana şu aşk denilen olgu !!

başka tanım yapılabilmesi çok muhtemel ama kim aşık olduğunda bişilerin tanımını umursar ki...

hissedersin... tüm hücrelerinle sewersin... her nereye bakarsan bak onu görürsün... hawalarda gezersin... sonra biter.
biri ya sewmekten wazgeçer! ya yalan söleip herşeyi mahwetmeyi tercih eder ! ya da bişi olur işte... sen hissettiklerinin acısını yaşar durursun o gider birlikte geçirilen zamana saygı bile duymadan ...
çok kızarsın, kırılırsın ama suçu ona yükleyemezsin işte... dersin ki... "kahretsin ama ben seni hala sewiorum"...
göz yaşların temizler sonunda kalbini de hüznünüde. tam hayatına dewam etmeye başlarsın bişilerle çıkar tekrar karşına ... ne kadar zaman geçmişte olsa , sen ne kadar istemiorum artık seni desende kalbin eskiyi özler hatırlar we aynı heyecanla atmaya tekrar başlar! inanırsın artık bu sefer tamam düzelmiş aynı hatalar bi daha olmıcak dersin... we biras sonra yanıldıını en acı haliyle tekrar yüzüne wurur sewdiin adam.
bu olaylardan bide en yakın arkadaşım , herşeim dediin insanı da kaybetmişsen hatta bunlara sebep olan ona güwenip anlattıın tüm sırları deiştirip abartarak sewdiin adama sölediği için bitmişse hislerin... tekrar hissedilebilen teş şey BOŞLUK ...

6 Şubat 2008 Çarşamba

istanbul'u dinliorum gözlerim kapalı ... ;)




ewet geldim bugün şehrime... çok özleyerek... kendi sokak taşlarımı, kendi hawamı, kendi şehrimin ücra köşelerini bile bile dolaşmayı çooookkk özledimm ;)


istanbul yorucu, sanıldığı gibi huzur wermedi bana! yani geçirdiğim tüm zamanı kastedmiyorum tabi... ama 6 günün 3 ü keşke olmasaydı demedende edemiyorum... belki de yanlış insanlarla birlikteydim ;)


bi sürü video we fotoğraf çektim...
sizinle paylaşmak istiorum ama sanırım bi dosya halinde yayınlasam anca sığar :D


şimdiiii....


istanbul bakması bilinince güzel olduğunu inandığım bi şehir... bakacak yönünü bulduğun an gözlerini ayırmamalısın çünkü o kadar kolay kaybolabilio ki... iki insanın buluşabilmesi imkansızzz...
yani tabi imkanlı da ;) lafın gelişi işte...




en çok zewk aldığım anlardan bi taneside wapurla karşıya geçmekti... martıların bekleyişleri bu kadar yetenekli olduklarını bilmiordum simiti hawada kapabiliorlar :)


denizi dalgalanması... köprünün ışıkları... deniz kenarında sıralanan o tarihi ahşap binalar...


balık tutan insanlar ;) ...


ama trafik... werilip tutulmayan sözler... dürüstlüğe sığmayan hareketler... bunlarda hiç hoş olmayan bikaç gereksiz ayrıntı işte...


kendini bi yere ait hissetmenin ne demek olduğunu farkettim.


başına iyi ya da kötü ne gelirse gelsin bunların acısını çıkartıcak neden bile bulamıosun...


istanbul bana ne kazandırdı anlam weremedim... ne kaybettirdiğine de...




bişi kazandım sanırım ama ne kaybettimi hatırlayamıorumm malesef...




ortaköyden boğaz köprüsünün resmi o aşaıdaki :D


gece ortaköy çok güsel oluomuş... werilen sözlerin tam tutulduğu noktada :)


uğruna bu kadar şiirlen yazılan şarkılar bestelenen şehre benimde bi katkım olmuştur umarım!!!




her ne olursa olsun zaman sürekli akmaya dewam edior... bırakın artık peşinden koşmayı bırakın kalsın bakın biras uzaktan kendinise dinleyin ruhunuzun müziklerini en az istanbula yazılanlar kadar güseller oysa ki...
kafamızın karışık olduğu noktalar hep war... ama nedenini kalp - mantık arasında çözememek içten bile diil... sadece biras zaman ayırmak gerek...





30 Ocak 2008 Çarşamba

huzur bulucamı söyylediğim günler geldi...yarın ...

eweeett yarın gidiyorum hayırlısıyla... istanbul yolcusu ben yarın gecenin bi yarısı 02.30 da biniyorum trene biras da korkarak!! e malumunz son günlerin flaş haberi bu oldu kütahya-pamukkale hattında dewrilen tren. hayatını kaybeden 9 kişi,kahrolan ailesi we hapishanede olan 3 demir yolu işçisi...
neyse hepiniz bilisunuz işte ayrınrılarına girmiyim...
ewet ben cuma günü saat 8de haydarpaşadan inerken (şu filmlerin wazgeçilmes istasyonu...) her gittimde aynı hisle kaplanır içim hissederim sanki orda yaşanan duyguları... kurulan düşleri alınan nefesleri...
hep hissederim tenimde...
bu sefer yanımda we aklımda olan başka... aslında aklımda olan bişi yokta bi ara aklımdan çıkmayan kişi olucak yanımda!!!
ben istanbulu özledim ona gidiyorum ona weriorum tüm zamanımı... sizlerden bolca selam da götürüorum...
bi parça sizin içinde atıcam denizin hemen üstünde bulunan beyaz meleklere simitimden... :)
uğruna o kadar şiir yazılan,şarkılar bestelenen şehre göz kulak olmaya nietliyim...
hadi bakalım şansım bol olsun:D

önümüzdeki 4-5 gün yokum ...
hepinize sewgiler saygılar... :D

29 Ocak 2008 Salı

23 Ocak 2008 Çarşamba

şehir sessiz...

şehir sessiz... ben de şehre uygunum, suskunum... kış mewsimlerinde hep böyle olur ya alıştırmışızdır kendimizi... aman canım hawadandır demeye ne kadar yatkınızdır. hissettiğimiz duygulardan hawa ne kadar sorumlu olabilir ki!! ama başka bahane yoktur... pencereden görünen gri sis bulutu gözlerimizin önünde duran bulutu titreşimleriyle etkileyip harekete geçmesine neden olur :) onlar bi koordinasyon içinde çalışırlar...

Bırakın onlar ne halleri warsa görsün siz hep hayatınızı yaşayın ;) çünkü hayat sedece,fırtınalı hawada gemiyi limana getirip getirmediğinizle ilgilenio...

bilginize... :) ii akşamlar

21 Ocak 2008 Pazartesi

elbette ...


Şu hayatta bugün farkettim ki bi çok ayrı ayrı dertler warmış... hawa puslu, hawa soğuk we can sıkıcı aynı benim şu aralar ki ruh halim gibi! öylesine ewimde otururken 'candan erçetin' beliirdi frekansta..."elbette..." parçasıyla. şarkının hepsini dinletmek izletmek istedim size ama malesef nasıl yapılıcanı bulamadım :( aklıma takılan aklımda kalan şarkı sözlerinde ki anlamdı elbet...
- elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım...
- elbette daldan dala konup sonra uçacağım...
- elbette bugün ağlıyorsam yarın güleceğim...
- elbette ...
inanmadım asla inanamam... diyor ...
bazen bana da oluyor öyle hiç bişeyin sonu yokmuş sandığım anlar !! ruh hallerimizde olan değiiklikler ne kadar can sıkıcı dimi? zaten bu aralar kimle konuşsam aynı şeyleri hissediyoruz hep birlikte... işe,okula gidiyorum canım istemeye istemeye bir an önce bitsede ewe gitsem diyorum...yol nasıl büyüyor gözümde ... hani keşke daha sonra ki yüzyıllarda doğsaymışım ışınlanmada ben doğasaya kadar icat edilseydi diye düşünmeden edemiyorum...
bunları böyle düşünürken kendimi ewe gelmiş buluyorum...ama sandığım şey olmuyor ewde olmak hiiç istemediğimi farkediyorum... dışarı çıkmakta , tw izlemekte, uyumak bile istemediğimi farkediyorum!! kurduğum bütün hayallerin boş olduğunu görüp büsbütün karamsarlığa kapılıyorum :(
sonra çewremdekilerle konuşup böylesi duygularda yalnız olmadığımı anlayınca biraz olsun rahatlıyorum. gitmek istediğimi anlıyorum buralardan, uzaklara çok uzaklara... başta bunu istanbula giderek halledebilirim sanıodum ama şimdi anlıyorum ki bununla awunmam mümkün değilmiş çünkü uğruna o kadar yol gidicem insana kırgınım we sewdiğim insanın beni kırması bunu hayatın yapmasından daha çok acıtıo canımı! içimde olan alıngan ruhumu sakinleştirecek başka koylara ihtiyacım war ... hiç gitmediğim hiç girmediğim başka sular,başka tarlalar... okyanusun en dibine mi bıraksam kalbimi ? daha fazla kırılmamam için bu yeterli mi? sewgi acıtır mı insanın canını bu denli? yoksa acıtan sewdiğinin dawranışları mı ?? ben sımsıkı sarmak isterken kollarımla onu önüme çıkan duwarları nasıl yıkarım. bazen hayal ediyorum bazen de hayaller kendileri geliyorlar gözümün önüne... neresi olduğunu tam kestiremediğiim bi ülkede (büyük ihtimal ingiltere çünkü neden olduğunu bilmem ama çok görmek istediğim bi yerdir ) sabah gazetemi almak için dışarı çıkmış we bi telefon kulübesinin(hani yazar ya "telephone" diye :> ) önünden geçerken görüyorum... başımda hani şu yeni moda olan şapkalar warya ondan,buynumda atkı montum botlarım kulağımda ki müzikle bi gölün kenarındaki parkta gazatemi okurken hayal ediyorum... tabii bi hafta sonunda. herşeyim yoluna girmiş okulum bitmiş istediğim bi yerde çalışmaya başlamışım we bu tamda istediğim gibi uzak bir yerdeymiş :)) uzaklaşmak kawramım sadece olağan çewreden değil benim birazda istediğim kendimden uzaklaşmak! beni kıran, arkamdan işler çewiren, benden hiç haz almayan ama çıkarlar adına yüzüme gülen insanlardan uzaklaşmak... insanların bu kadar laubali olmadığı sewgilerin gerçekten war olduğu bi yer istiyorum... ne kadar uzak geliyor kulağa...
sonunda kalan son 3 sınawım diyorum sonra kocaman bi ohhh çekicem ama... sınawlar başlamadan önce nasıl bi telaş içindeydim aman nolucak nası yapıcam bu kadar sınawı hangisi test kim ne sorucakmış aaaaaa o hocada bişi anlatmadı o üniteden nası soru çıkar ... şimdi durup gülüorum kendime :D
ben sarılmak istiyorum sewdiğime doya doya... sewgi istiyorum doyumsuzca... yanımda olsun, dibimde kalbimde koynumda uyusun istiyorum... beni sewsin onu sewmeme izin wersin istiyorum... çok ta şey istemiyorum ...
artık insanlar sewgilerini gerçekten yüreklerinde hissetmeliler...
Eğer kalbiniz çarpmadan bir şey yapıyorsanız unutmayın o şey mutlaka sizden intikamını alır...
Her günün ardından yeni bir gün başlar. geride bırakır yaşananları. bugün we bugünden sonrası wardır yaşanacak. güneş we kuşların sesleri yankılanır kulağına , rüzgar hafiften eser...
deneyin o rüzgarı hissettikten sonra görüceksiniz hiç bi şey olduğu kadar büyük değil :D
notçuk : yaptığınıza inanın eğer yaptığınıza inanamıorsanız yaşadıklarınıza inanın... hayat göründüğünden çok daha güzel aslında ... dün kendimi kötü hissettiğimde yanımda olup moralimi düzeltmeme yardım eden sefa'ya çok teşekkür ediorum ;) iyi ki warsın...

20 Ocak 2008 Pazar

KÖTÜ GÜNLER SİLSİLESİ SANKİ :(

Cimnastik sınawında boynum tutuldu dedim şimdi de ortaya kendini bileğim attı!! artık kızdığım, kırıldığım nokta canımın yanması değil... bugün size ne güzel araştırdığım yeni forma girme taktiklerini sunucaktım! ama öyle sinirlendim ki bu duyguyu atlatamadan değil form listesinden voleyboldan bile bahsedemem!üffff... hayatımda olan insanlar neden böyleler ki?yoksa herkes böylede ben mi daha kimseyi tanıyamadım!! daha geçen gün ennn yakıınnn arkadaşım olduğunu sandığım insanın ona değer werip paylaştığım bütün sırlarımı gidip "çok değer werdiğim" başka bi insana anlattığını we onunda bu yüzden hayatımdan çıktığını öğrendim! anneme "anne"diye hitap eden derya(yani enn yakın arkadaşımm!!) bütün bunları yapıp bana hala '-seni özledim ' diye mesaj atabiliyor!!!
kendimi yuh artık demekten alıkoyamadım. başka bi noktada tabi "çok değer werdiğim" insanın neden onu dinlediği?olayın ortasında tam da ben warken! neyse artık... çok düşündüm bu olayı nasıl çözümlerim diye! ilk önce yüzleştirsem mi ikisini dedim! sonra farkettim ki içimde ikisi içinde sewgiye dair kırıntı bile kalmamış, wazgeçtim... ayrılığın çanları bizim için çoktan çalmış en geç duyan ben olmuşum :(

19 Ocak 2008 Cumartesi

aşkın zamanı nedir??

aşk ne zaman gelir? düşündünüzmü hiç , benimkide soru tabii kide düşündünüz! aşk...anlaşılması ve çözümlenmesi zor olan komplike bi warlık olarak yaşamını sürdürmeye tek partnerde yada bi çiftte dewam ede dursun biz biraz ondan bahsedelim...her zaman merak ederim aşkın zamanı neden iki kişiye aynı anda gelmez! gelen örneklerde mewcut tabii ama istisnalar kaideyi bozmuyor. aşk...kardan yapılmış olsa keşke diyorum bazen, istediğin şekle sokabilir istediğin zaman silebilir ve istediğinde tekrar top haline getirip gözüne kestirdiğin bi başkasına fırlatabilrsin...ben bu deriiiinnn mevzuya gece gece nereden düştüm kim bilir ama vardır elbet düşüren dimi ;) aşkı yaşamızlığımızda vardır elbet,hatta derin acılar çekmişliğimizde... (bu çok beğendiğim sözü sewgili blog yapma ilham kaynağım ilknur ablamdan aldım,sözün sahibine saygılarımla ..) bu aralar final haftası dediğimiz ama bize ecel terleri döktüren kötü bi dönemde olduğumu huzurlarınızda açıklmak we bu illet düşünceyi kendimden sıyırmak istedim :D içimde bi huzursuzluk...bi karamsarlık hakim bunun tek nedeni finaller olmamalı diye telkin etmeye çalışsamda kendimi düşünmekten bi o kadar kaçtığım çünkü kaçmassam karşımdaki kişiyide sıkıcamı bildiğim bi konu var malesef ortada.!! duyduğum saygıya karşılık almak istemekte haksız bulmuyorum kendimi ...ama böylesine bir konuyu uzaktan telefonla yada internet aracılığıyla anlatmak mümkün olmuyor!bu yüzden yanına çufçuflamayı bekliyorum...bakalım istanbul yolculuğum da başıma neler getiricem... Hiç kimseyi istemiyorum, sahip olmak sahiplenilmek istemiyorum derken karşıma çıkan we yeni yıla yeni umutlarla girmemi sağlayan şahsa sewgilerim sonsuz ama... sanırım ben bu "aşk" denilen şeyi gözümde çok büyütüyor, üzerine de fazla düşüyorum... sustum .... bazen şarkılar bi ufak sözüyle ya da müziğiyle nasılda alır götürür insanı... insanların,aşıkların ruh halleri ne değişiktir, mustafa sandal'da iyi yorumlamış "-gönlünü gün edeni sewmez sewda ister hep onu üzeni..." diyerek... Hep olur herkese olmuştur biri size değer werdiğini söyler, siz onu gözünüzde küçültürsünüz soğur,kendinizden de soğutur sonra arkasından ağlarsınız!!"aşkın zamanı nedir"diye soruşum bundan...neden iki kişiye de aynı anda değil?... lütfen düşünün hadi biraz ben içinden çıkamadım... zaten çıkmam için daha çoooookkkkk ekmek yemem gerekicek farkındayım... olsun ben sabrederim işin içinde yeter ki sewgi olsun... aman aşk meşk düşünürken somut kalbinizinde sağlığını es geçmeğin...
sewgiler, saygılar, sağlıklar diliyorum :D

ilk yazı mensubu :D

Pekii....ilk yazımı yazıyorum çok heyecanlandım :D hani hep olur ya mesela mektuba başlamadan önce de ( tabii mektup devri kapanalı çok oldu;) )başlanır 'sevgili... sayın...' işte ne bileyim bilumum özlü sözle... öyle başlamak geldi içimden ama... ilk seferden o kadar da kasmıyım dedim kendimi :D
aklımda yazacak bişiler war aslında... Ama kafamda bi türlü toparlayamadım!!we karşınıza öylede bir halde çıkarmak istemedim... Dönüşüm güzel olacak ama biraz buna alışmam lazım :D leziz geceler ...